IQ NEDİR VE ZEKAMIZ ARTIYOR MU?
Zekâ, zihinsel becerilerimizin bir bileşimi. Ancak, bu öyle bir
bileşim ki, bizim dış dünyayı algılamamızı ve onunla uyumlu bir
biçimde etkinlik göstermemizi sağlayan çok önemli bir etken.
Psikologlar, zekâyı, ya genel bir özellik ya da bir grup süreç
olarak ele alırlar. Peki, bu özellik ya da süreçler nelerdir?
Geçtiğimiz yüzyıl boyunca araştırmacılar bu zor sorunun yanıtını
bulmaya çalıştılar ve bu amaçla çok sayıda zekâ modeli geliştirildi.
Öne sürülen tüm modellerin birbirinden farklı yönleri olduğu gibi,
birbirleriyle örtüşen yönleri de var. Zekâ modelleri konusunda durum
böyleyken zekânın ölçülmesinin zorluğunu tahmin etmek pek güç değil.
IQ Puanı Neyi Gösterir?
İnsanlar, zaman zaman farklı nedenlerle zekâyı ölçme gereğini
duydular. Bu amaçla kullanılan geleneksel ölçme araçlarıysa standart
testler oldu. Standart testler oluşturulurken, bu testler öncelikle
çok büyük gruplara uygulandı. Daha sonra insanların bunlardan
aldıkları puanların normal dağılımı belirlenerek, bu dağılıma
dayanan ölçütler oluşturuldu. Böylece insanların aldıkları puanları
değerlendirirken, bu ölçütlerle karşılaştırma yoluna gidildi.
Testlerin standart olması, puanların değerlendirilmesinin daha
yansız bir biçimde yapılmasını sağladı. İlk zekâ testini Alfred Binet adında bir Fransız psikolog
geliştirdi. Fransa'da devlet, öğrenme sorunları olan çocukların zekâ
düzeylerini saptayarak, onlara gereksinimlerine yönelik bir eğitim
vermeyi planlıyordu. Bir zekâ testi geliştirme amacıyla devlet
tarafından görevlendirilen Binet, 1905 yılında, psikiyatrisi
Theodore Simon'la birlikte çalışarak 30 soruluk bir test geliştirdi.
Simon-Binet Testi adı verilen bu test hazırlanırken, temel alınan
düşünce, daha az zeki olan bir çocuğun ancak daha küçük yaşlardaki
bir çocuğun performansını gösterebileceğiydi. Simon-Binet Testi,
daha sonra yenilenerek daha da geliştirildi. Yenilenen bu test
Stanford-Binet Testi olarak bilinir.
Bu testin sonuçlarının değerlendirilmesi sırasında, ilk kez IQ
(Intelligence Quotient: Zekâ Bölümü) puanı hesaplandı. IQ, bir
kişinin zekâ yaşının, kronolojik yaşına bölünüp 100'le çarpılmasıyla
elde ediliyordu. IQ puanı 100 civarındaysa zekânın ortalama bir
düzeyde, 100'den düşükse zekânın ortalamanın altında bir düzeyde,
100'den fazlaysa zekânın ortalamanın üstünde bir düzeyde olduğu
düşünülüyordu. Bu ilk zekâ testlerinden sonra farklı testler de
geliştirildi. Günümüzde bu testlerden hangisi kullanılırsa
kullanılsın, IQ puanı yukarıda sözünü ettiğimizden daha farklı bir
biçimde hesaplanıyor.
Zekâ, görebildiğimiz, dokunabildiğimiz ya da duyabildiğimiz bir şey
değil; biz ancak zekânın sonuçlarını görebiliyoruz. Bazı kişiler,
zekânın doğru bir biçimde ölçülmesinin olanaksız olduğunu ve modern
zekâ testlerinin çoğunun yalnızca bilgi ve becerileri ölçtüğünü
düşünüyor. Üstelik bu testlerin etnik grupları ve kültürel
farklılıkları pek gözönüne almadığını düşünenler de var. IQ puanları
zaman içinde artış gösterdiğinden, kullanılan testlerin zaman zaman
yeniden standardize edilmesi gerektiği düşünülüyor. Çünkü,
yenilenmemiş testlerde ölçütler zaman içinde geçerliliklerini
kaybedebilirler. Durum böyle olunca da değerlendirmeler geçerli
olmayabilir. Özellikle farklı toplulukları birbiriyle karşılaştırmak
gerektiğinde, ölçütlerin geçersizliği daha büyük sorunlara yol
açabilir. IQ Puanları Artarken
Günümüz çocuklarının neler yapabildiğini düşündüğümüzde, zaman zaman
hayrete düşeriz. Bilgisayar oyunlarında büyükleri yenen,
anne-babasına bilgisayar kullanmayı öğreten çocuklar bizi şaşırtır.
Üstelik bu durum artık o kadar alışıldık hale geldi ki, böyle
çocuklarla karşılaştığımızda şaşırmaktan bile vazgeçer olduk. Zamane
çocukları gerçekten daha akıllı mı? Bu sorunun yanıtına ipucu
olabilecek bazı bulgular var: Son elli yıldır düzenli olarak IQ
testleri uygulanan bazı ülkelerde IQ puanlarının arttığı gözlenmiş. Yeni Zelanda, Dunedin'deki Otago Üniversitesi'nde siyaset bilimi
konusunda çalışan James Flynn, 1980'lerin ortalarında IQ puanlarının
giderek arttığını saptamış. Onun bu saptamasına "Flynn Etkisi" adı
verilmiş. Böylece zaten üzerinde çok konuşulan, çok tartışılan IQ
konusu, başka sorularla birlikte yeniden gündeme geldi. Flynn, 14
ülkede uygulanmış olan akıl yürütme becerisini ölçen testlerin
sonuçlarını karşılaştırarak, bunları 1987'de Psychological Bulletin
dergisinde yayımladı. Ülkeler, Avustralya, Avusturya, Belçika,
Brezilya, İngiltere, Kanada, Çin, Danimarka, eski Doğu Almanya,
Fransa, İsrail, Japonya, Hollanda, Yeni Zelanda, Kuzey İrlanda,
Norveç, İsveç, İsviçre, ABD ve eski Batı Almanya'ydı. Bulgular son
derece çarpıcıydı. Çünkü IQ, ülkelere göre de farklılık göstererek
her kuşakta 5-25 puan artış gösteriyordu. Ancak bu toplam puanlar
fazla ayrıntılı bilgi vermiyordu. Daha çok veri toplamak isteyen
Flynn, sözel, sayısal ve görsel-uzamsal gibi test tiplerinden alınan
puanları inceledi. Görsel-uzamsal becerileri ölçme amacıyla
kullanılan testlerde genellikle Raven'in matrisleri yer alır. Bu
matrislerde yer alan bir dizi şekilden biri eksiktir. Test uygulanan
kişi, bu eksik parçayı seçenekler arasından bulur. İşin ilginç yanı,
puanlardaki en büyük artışlar, Raven'in matrislerinden oluşan
testlerde gözleniyordu; sözel ve sayısal becerilerle ilgili
testlerden alınan puanlardaki artışlarsa daha makuldü. Flynn,
1987'den sonra başka ülkelerdeki puanları da inceledi. Bu ülkelerde
de görsel-uzamsal ve soyut becerilerle ilgili testlerde puanlar
benzer biçimde artıyordu. Kullanılan zekâ testleri gerçekten neyi ölçüyordu? Bunlar, hangi
ölçüye kadar öğrenmeyi, kendi başına zekâyı ya da zekâyla ilişkili
herhangi başka bir şeyi ölçüyordu? Bu soruların yanıtları hâlâ
araştırılıyor. Görsel-uzamsal becerilerle ilgili testlerden alınan
puanların neden yükseldiğini Flynn şöyle açıklıyor: "Ne
büyükannelerimiz bizden geri, ne de bizler dahiyiz. Büyük
olasılıkla, soyut problemleri daha kolay çözmemizi sağlayan beceri
ve alışkanlıklar geliştirmiş olabiliriz. İnsanlar, belirli tipte
problemleri çözmede gerçekten de artık daha iyiler. Toplum,
insanların bu becerileri geliştirmesini sağlayan uyarıcılar sunuyor.
Büyükannelerimizin büyüdüğü dönemlerde insanlar, zihinden hesaplama
yapabilme ve zengin bir sözcük dağarcığına sahip olma gibi farklı
zihinsel becerilere değer veriyorlardı. Bugün bizim ciddi olarak
üzerinde durduğumuz problemleri anlamakta zorlanabiliyorlardı."
Flynn, zekâ testlerinin bir tür takıntıya dönüştüğü toplumlarda,
soyut problem çözme becerilerinin diğer becerilerden daha hızlı
geliştiğini düşünüyor. Ayrıca, insanların görsel-uzamsal
becerilerinin, televizyon, bilgisayarlar ve araba kullanma gibi
nedenlerle de artmış olabileceğini ve yeni kuşaklardan da zaten bu
tür becerilerinin diğerlerinden daha gelişmiş olmasının beklendiğini
ileri sürüyor. Psikologların çoğu, IQ puanlarının arttığını kabul ediyor. Ancak,
neden arttığı konusunda farklı düşünceler var. Artışta eğitimin bir
etkisi olabilir mi? Pek çok ülkede toplumun genel eğitim düzeyi de
giderek artıyor. İnsanlar, zamanlarının daha çoğunu öğrenme
etkinliklerine ayırıyorlar. Bazı durumlarda, IQ puanlarındaki
artışın nedeni eğitim olabilir. Bir başka görüşe göre, insanlar
sınırlı bir süre içinde sınanmayı zamanla öğreniyorlar. Bu da zaman
sınırı olan testlerde yeni kuşakların daha yüksek puanlar
alabileceğinin bir göstergesi olabilir. South Wales Üniversitesi'nden (Avustralya) deneysel psikolog Robert
Howard zekânın beslenme etkisiyle arttığını düşünüyor. Bu düşüncenin
temelinde iyi beslenen beyinlerin IQ testlerinde de daha iyi
olacakları inancı var. Howard, ailelerin küçülmesi, çocukların
eğitim görmelerinin kolaylaşması ve başka çevre koşullarının
değişmesinin de genel zekâda artışa neden olabileceğini savunuyor.
Londra Üniversitesi'nden John Rust, görsel-uzamsal becerilerin
toplumda daha çok vurgulanmasının tek neden olamayacağını; toplumun
karmaşıklaşmasına bağlı olarak insanların çok çeşitli problemlerin
çözümüne kafa yormak zorunda kalmalarının da bunda etkili
olabileceğini düşünüyor. John Rust'ın ilginç bir görüşü daha var.
Ona göre, içimizden birinin karmaşık bir kavramı önceden anlamasının
(Einstein'ın göreliliği anlaması gibi), diğer insanların bu tip
konuları düşünebilmeye ve daha kolay algılamaya başlamalarını
sağladığını ileri sürüyor. Böylece karmaşık konularla uğraşmaya
toplu olarak alıştığımıza inanıyor. İnsanların gerçekten zekileşip zekileşmediğinin başka kanıtlarını
arayan araştırmacılar da var. Geçen yıl yapılan bir araştırmada
Robert Howard bilimsel üretkenlik, satranç, briç ve go oyunu gibi
konuları inceledi. Bu konulardaki başarının, zekâ gelişiminin
göstergesi olacağı düşüncesiyle yola çıkan Howard, incelemelerinin
sonuçlarına dayanarak insanların gerçekten de giderek daha akıllı
oldukları sonucuna vardı. Örneğin, satrançta en genç büyükusta
yaşının 1991'den beri dört kat daha düştüğünü saptadı. Oysa
1950'lerden 1990'lara kadar bu yaş pek değişmemişti. Bilimsel
üretkenlikteki artışın, bilim adamlarının üzerindeki yayın yapma
baskısından kaynaklanabileceğini düşünen Howard, görsel-uzamsal
becerilerle (satranç oynarken de kullanılan beceriler) ilgili bir
artışın gerçekten var olduğuna inanıyor. Bunun nedeninin, çocukların
sürekli olarak görsel birtakım şeylerle uğraşmaları olduğunu
söylüyor. 2050'de IQ Puanım Kaç Olacak?
Flynn Etkisi diye bir şey gerçekten var. Soyut problem çözme ya da
görsel-uzamsal beceriler söz konusu olduğunda, anne-babalarımızdan
ve büyükannelerimizden "akıllıyız". İlerideki yıllarda yetişen
çocuklar bizden daha mı akıllı olacak? Olmayabilirler! Bunun
üzerinde yine Robert Howard çalışmış. Howard, zekânın sanayileşmiş
ülkelerde doruğa çıkmış olabileceğini düşünmüş. Bunu bulmak amacıyla
Avustralya, Singapur ve Güney Kore'de 1979 yılından beri çalışan
öğretmenler üzerinde bir araştırma yapmış. Öğretmenlere
öğrencilerinde zekânın, eski dönemlere oranla artıp atmadığına
ilişkin gözlemlerini sormuş. Avustralya'dakiler herhangi bir artış
gözlemediklerini, Singapur ve Güney Kore'dekilerse çocukların
giderek daha akıllı olduklarını söylemişler. Howard, bu görüşlere
dayanarak, sanayileşmiş ülkelerde zekâ düzeyindeki yükselmenin bir
süre önce durduğunu; bu ülkelerde yükselmeyi sağlayan toplumsal
değişikliklerin artık yavaşladığını, yalnızca görsel-uzamsal
becerilerin gelişmesinin sürdüğünü ileri sürüyor. Hovvard, bir başka
çalışmasını da Danimarka verileriyle yapmış. Danimarka'da gençler
askere giderken, onlara Raven'in matrislerine benzer testler
uygulanıyor. Ayrıca sözel ve sayısal testler de var. Bu testlerin
görsel-uzamsal becerileri ölçenlerinden alınan puanlar,
1960-1970'lerde diğer ülkelerdekine benzer biçimde artıyormuş;
1990'lardan sonra bu artış azalmış. Ancak, işin bir ilginç yanı var;
1999'dan bu yana puanlar aşağı düşmeye başlamış. Bazı
araştırmacılara göre, insanın belli bir potansiyeli var ve
Danimarkalı gençler buna ulaştılar. Başka araştırmacılara göreyse
böyle olmasına olanak yok; eğer öyle olsaydı puanlar en üst noktaya
dayanır, düşmezdi. Howard, Danimarka'da puanların düşmesinin
nedeninin güdülenme eksikliğine ilişkin bir sorundan
kaynaklanabileceğini düşünüyor. Çünkü, önceden birlikte çalıştığı
öğretmenler, öğrencilerin son yıllarda eskisine göre güdülenme
eksikliği içinde oldukları bilgisini vermişlerdi. Ancak, bir başka
bakış açısına göre, öğretmenlerin öğrencilere ilişkin bu düşünceler,
yetişkinlerin gençlere ilişkin geliştirdiği olumsuz bakış açısının
bir örneği. Kaynak:Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 424
Tarih: Mart 2003
|
|